03 Mart 2026 Salı
En fazla kızaran takım Antalyaspor! Tam 5 futbolcu....
Mülk Sahipleri Dikkat!: Kira Beyannamesinde Son Günler
Keçiören Belediye Başkanı Özarslan’dan CHP’ye istifa kararı
Balıkesir’deki 6.1’lik deprem Eskişehir’de de hissedildi: Vatandaşlar panikle sokağa çıktı
Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nden Ramazan’da Dayanışma Köprüsü: Şehir Paylaşmaktır
Batı'daki Gizli Epstein Skandalları
Jeffrey Epstein dosyası kapandı denildi. Ama kapanmadı. Sadece merkezindeki isim öldü. Dosya ise büyüyerek başka kurumlara, başka ülkelere ve başka unvanlara uzandı.
Son olarak İngiltere’de eski Prens Andrew’un gözaltına alınıp sorgulanması, ardından serbest bırakılması bu tartışmayı yeniden alevlendirdi. Süreç devam ediyor. Hukuki hüküm yok. Ama sembolik etki büyük. Çünkü 379 yıl önce, 30 Ocak 1649’da İngiltere Kralı I. Charles vatana ihanet suçlamasıyla yargılanıp idam edilmişti. Bir kralın başının kesildiği o gün, mutlak gücün kutsallığına en sert darbelerden biri vurulmuştu. Bugün bir prensin soruşturma dosyasında yer alması elbette aynı şey değil. Ama İngiliz tarihindeki o kırılma, “güç dokunulmaz değildir” fikrini hafızada canlı tutuyor.
Epstein dosyasını anlamak için, Batı’da benzer biçimde patlayan ve kurumsal refleksleri açığa çıkaran diğer büyük skandallara yakından bakmak gerekiyor.
Jimmy Savile, 1960’lardan 2000’lere kadar İngiltere’nin en tanınmış televizyon yüzlerinden biriydi. BBC’de “Top of the Pops” ve “Jim’ll Fix It” gibi programlarla milyonlara ulaştı. “Sir” unvanı aldı. Hayır işlerine yaptığı bağışlarla “ulusal hazine” olarak anıldı.
Savile’in gücü sadece şöhret değildi. Hastanelerde, özellikle Stoke Mandeville Hastanesi’nde, resmi görevi olmamasına rağmen geniş bir hareket alanına sahipti. Bağış topluyor, hastane yönetimlerine doğrudan erişebiliyor, hatta bazı alanlarda fiili otorite kurabiliyordu. Yüksek güvenlikli psikiyatri kurumu Broadmoor’da dahi serbestçe dolaşabildiği ortaya çıktı.
2011’de ölümünden sonra patlayan soruşturmalar, yüzlerce mağdurun ortaya çıkmasına yol açtı. Kurbanların yaşı 5’e kadar iniyordu. Savile’in 1950’lerden itibaren yaklaşık 60 yıl boyunca istismar eylemlerinde bulunduğu iddia edildi. Polis raporları ve NHS iç soruşturmaları, en az 13 hastanede erişim yetkisine sahip olduğunu gösterdi.
BBC içinde Savile’e dair söylentilerin yıllarca dolaştığı, ancak program ve marka değeri nedeniyle üst yönetim tarafından ciddi biçimde ele alınmadığı ortaya çıktı. 2012’de başlatılan bağımsız incelemeler, kurumsal ihmali kabul etti. Savile dosyası İngiliz kamuoyunda sadece bir suç skandalı değil, BBC ve NHS gibi köklü kurumların denetim zafiyeti olarak görüldü.
ABD’de Larry Nassar dosyası spor dünyasını sarstı. Michigan Eyalet Üniversitesi’nde ve ABD Jimnastik Federasyonu’nda görev yapan Nassar, yüzlerce genç sporcuya “tıbbi tedavi” adı altında cinsel istismarda bulunmakla suçlandı.
Nassar’ın yöntemi tıbbi terminolojiye dayanıyordu. “Pelvik terapi” gibi ifadelerle ailelerin ve sporcuların güvenini kazanıyor, tedavinin zor ama gerekli olduğunu söylüyordu. İddialar 1990’lardan itibaren zaman zaman dile getirilmişti. Ancak üniversite içi incelemeler ve federasyon mekanizmaları dosyayı kapatmıştı.
2015’te ABD Jimnastik Federasyonu yetkilileri FBI’a başvurdu. Ancak FBI’ın ilk bildirim ile resmi soruşturma başlatması arasında aylar geçti. Daha sonra yapılan incelemelerde FBI’ın bazı beyanları eksik kayda aldığı ve süreci geciktirdiği ortaya çıktı. Bu gecikme sırasında en az 40 yeni mağdurun oluştuğu ifade edildi.
Toplam mağdur sayısı 265 ile 500 arasında verildi. 2018’de Nassar mahkeme önünde yüzlerce mağdurun ifadelerini dinlemek zorunda kaldı ve yüzlerce yıl hapis cezası aldı. Michigan Eyalet Üniversitesi 500 milyon dolar, Adalet Bakanlığı ise FBI ihmali nedeniyle 138,7 milyon dolar tazminat ödemeyi kabul etti.
Bu dosya, Amerikan spor sisteminde başarı baskısı, kurumsal itibar kaygısı ve bürokratik gecikmenin nasıl birleştiğini gösterdi.
2002 yılında Boston Globe gazetesinin Spotlight ekibi, Boston Başpiskoposluğu’nda çocuk istismarı vakalarını araştırdı. Gazeteciler kilisenin yıllık rehberlerini tarayarak, “sick leave” (hastalık izni) veya “atanmamış” gibi ifadelerin arkasında sistematik bir kaydırma mekanizması olduğunu fark etti.
İstismarla suçlanan rahipler cezalandırılmak veya polise bildirilmek yerine farklı cemaatlere gönderiliyordu. Kurban aileler çoğu zaman gizlilik anlaşmalarıyla susturulmuştu.
John Geoghan isimli rahibin altı farklı cemaatte görev yaptığı ve onlarca çocuğu istismar ettiği ortaya çıktı. Kardinal Bernard Law’un, hakkında psikiyatrik raporlar bulunan rahipleri görevden almak yerine yer değiştirdiği belgelendi.
Skandal sadece Boston’la sınırlı kalmadı. ABD genelinde yüzlerce rahip hakkında soruşturma açıldı. Boston Başpiskoposluğu 85 milyon dolar tazminat ödemek zorunda kaldı. Kardinal Law istifa etti ve Roma’ya geçti.
Bu dosya, dini otorite ve hiyerarşinin adli süreçlerin önüne geçebildiğini gösterdi.
Jeffrey Epstein dosyası, bu üç örneğin bazı özelliklerini bir araya getirdi. Finans dünyasındaki konumu sayesinde siyasetçilerle, akademisyenlerle ve iş insanlarıyla ilişkiler kurdu. Harvard ve MIT gibi prestijli kurumlarla bağış ve danışmanlık ilişkileri yürüttü.
2008’de Florida’da yapılan tartışmalı savcılık anlaşması, Epstein’in yalnızca 13 ay hapis yatmasıyla sonuçlandı. Bu anlaşmanın mağdurlardan gizlenmesi ve geniş kapsamlı dokunulmazlık sağlaması yıllar sonra sert eleştirildi.
2019’da yeniden tutuklandığında dosya küresel ölçekte patladı. Epstein hapishanede ölü bulundu. Ölüm şekli “intihar” olarak açıklandı ancak kamuoyunda şüpheler bitmedi.
Prens Andrew’un adı, Virginia Giuffre’nin açtığı sivil dava kapsamında geçti. 2022’de yapılan uzlaşma ile dava kapandı. Ancak kamuoyu tartışması devam etti. 2026’daki gözaltı süreci, dosyanın hâlâ kapanmadığını gösterdi.
Bu noktada 379 yıl öncesine dönmek önemli. 1649’da I. Charles’ın idamı, İngiliz siyasal tarihinde mutlak monarşiye indirilen en sert darbeydi. Parlamento, kralı yargıladı ve infaz kararı verdi. Monarşi bir süreliğine kaldırıldı.
Bugün İngiltere’de monarşi sürüyor. Ama o tarihsel hafıza, güç sahiplerinin hukukun dışında olmadığı fikrini canlı tutuyor. Andrew vakası da bu bağlamda okundu.
Bu dosyaların her biri kendi bağlamında farklı. Savile medya ve sağlık sistemi içindeydi. Nassar spor ve üniversite yapısında. Kilise dini otorite içinde. Epstein finans ve elit ağları içinde.
Ama hepsinde ortak olan şey, gücün sağladığı erişim ve kurumların ilk refleksinin genellikle koruma yönünde olmasıydı.
Nihayetinde karşımıza çıkan gerçek şu: Batı’daki bu büyük skandallar yalnızca bireysel suç dosyaları değil; kurumsal mekanizmaların stres testleri. Güç, kriz anında sınanıyor. 379 yıl önce bir kralın başı kesilmişti. Bugün ise soruşturma dosyaları ve medya baskısı, gücün sınırlarını zorluyor.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.