Bir lider televizyona çıkıp “Biz Kıpçak Türküyüz” dediğinde, çoğu kişi bunu güncel bir siyasi şov sandı. Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin Türk Devletleri Teşkilatı’na gözlemci olarak katılması da benzer biçimde “çıkar hesabı” başlığı altında okundu. Oysa bazı cümleler yalnız bugünün manşetlerine ait olmuyor. Bazı cümleler, 175 yıl önce atılmış bir imzanın, açılmış bir kapının, tutulmuş bir sözün yankısı gibi geri dönüyor.
Macaristan Başbakanı Viktor Orbán Türkiye’ye geldiğinde yalnızca diplomatik protokol taşımıyor. Orsova sınırında başlayan bir iltica hikâyesini, Kütahya’da geçen bir misafirliği, Amerika’da Osmanlı’yı savunan konuşmaları ve Budapeşte’nin tam kalbinde yaşayan bir meydan adını da beraberinde getiriyor. Bugün “reelpolitik” diye tarif edilen ilişkinin altında, çoğu zaman gözden kaçan bir hafıza birikimi çalışıyor. Türkiye–Macaristan ilişkileri yalnız imzalanan anlaşmalarla değil, anlatılan ve hatırlanan hikâyelerle de şekilleniyor.

1849: Osmanlı Kapısı ve Avrupa’nın İki Süper Gücü
Osmanlı ile Macarlar arasındaki dostluğun hikâyesi, 1848–1849 Avrupa’sında başladı. Paris’te barikatlar kuruldu, Viyana’da öğrenciler sokaklara çıktı, Berlin ve Prag’da meydanlar kalabalıklaştı. Özgürlük, meclis, anayasa ve ulusal temsil talepleri yükseldi. Tarihçiler bu dönemi “Halkların Baharı” diye adlandırdı. Ancak bu dalga Macaristan’da daha sert bir sarsıntı yarattı. Çünkü Macarlar Avusturya İmparatorluğu’nun parçası olarak yaşıyor ve Habsburg düzenine karşı ulusal egemenlik talebini doğrudan siyasal kopuş hedefiyle birleştiriyordu.
Bu atmosferde Macarların önderi olarak Lajos Kossuth öne çıktı. 1802’de Monok’ta doğdu Kossuth. Asil ama yoksul sayılabilecek bir aileden geldi. Protestan eğitim geleneği içinde yetişti, hukuk eğitimi aldı. Onu belirleyen şey yalnız mesleği olmadı; kamusal söz kurma becerisi oldu.
1830’ların başında Macar Diyeti’nde (Meclis) önemli bir ayrıntı fark etti. Yönetim, meclis tartışmalarının yayımlanmasını istemedi. Reform fikirlerinin halka yayılmasından çekindi. Kossuth bu yasağı fiilen deldi. Toplantı notlarını derledi, çoğalttı ve ülke geneline yaydı. Bunun bedelini ödedi. 1837’de tutuklandı ve yıllarca hapiste kaldı.
Hapishane Kossuth’u siyasal olarak bitirmedi. Orada İngilizce öğrendi, kendini kültürel olarak geliştirdi, dış dünya ile bağ kurmanın yollarını aradı. 1840’ta affedildi. Hapisten çıktığında bir halk figürüne dönüştü. Gazetecilik yaptı, hitabetiyle geniş kitlelere seslendi. 1848 devrim dalgası Macaristan’a ulaştığında artık yalnız bir muhalif değildi; fiilî lider konumuna geçti. Önce maliye yönetiminde görev aldı, ardından savunma ve yürütme kararlarında etkili oldu. Kurumsal düzen çökerken sözü güçlü olan isim merkeze yerleşti.
Macar direnişi ilk aşamada başarılar kazandı. Bu durum Avusturya’yı endişelendirdi. 1849’da kritik hamle geldi. Avusturya, Rusya’dan yardım istedi. Çar I. Nikolay büyük bir kuvvetle müdahale etti. Bir yanda Avusturya, diğer yanda Rusya vardı. Macaristan iki büyük güç arasında sıkıştı. 1849 yazında yenilgi belirginleşti. Kossuth ve çevresindeki kadro için soru netleşti: Teslimiyet mi, sürgün mü?
Sürgünün kapısı Osmanlı sınırında açıldı. Kossuth ve beraberindekiler Orsova civarında Osmanlı topraklarına yöneldi. Bu adım yalnız Macarların değil, Osmanlı’nın da kaderini etkiledi. Rusya ve Avusturya bu kişileri “isyancı” olarak görüyordu. İade talebi diplomatik bir pazarlık gibi sunuldu ama arkasında açık bir savaş tehdidi vardı. İstanbul’a haber ulaştığında Babıali’de tartışma sertleşti. Devletin bekası ile sığınma geleneği karşı karşıya geldi.
Son sözü Sultan Abdülmecid söyledi. Sığınmacıların teslim edilmeyeceğini ilan etti. Bu karar, iki büyük güce aynı anda “hayır” demek anlamına geldi. Osmanlı yönetimi bu riski göze aldı. Ardından diplomasinin ikinci aşaması başladı. Mustafa Reşit Paşa, İngiltere ve Fransa’yı denge unsuru olarak sürece kattı. İngiliz kamuoyu Kossuth’a sempati duydu, basında özgürlük söylemi yükseldi, İstanbul’daki İngiliz diplomatik ağı yoğun biçimde çalıştı. Rusya ve Avusturya’nın baskısı tamamen ortadan kalkmadı ama doğrudan savaş ihtimali durduruldu.
Bu noktada hikâyenin iki yüzü ayrıştı. Haber kısmı, “Osmanlı devrimcileri kabul etti” diye yazıldı. Hafıza kısmı ise başka türlü çalıştı: Osmanlı, bir ulusun liderini idam sehpasından kurtardı.
Kütahya Yılları: Bir Konakta Yazılan Gelecek ve Kurulan Bağ
Kossuth ve grubu önce Vidin ve Şumnu’da tutuldu. 1850’de Kütahya’ya sevk edildiler. Bu karar hikâyeye yeni bir boyut ekledi. Kütahya dönemi, ilişkilerin duygusal altyapısını kurdu. Kossuth’un şehir dışına çıkmama şartı zorunlu ikamet anlamına geliyordu ama Kütahya sıradan bir tutulma alanına dönüşmedi.
Osmanlı yönetimi grubun iaşesini ve güvenliğini üstlendi. Yerel yönetime “şahsi misafirim” vurgusuyla talimat verdi. Kossuth bir konakta kaldı, ailesi yanına geldi, gündelik hayat aktı. Yerel halkla temas kuruldu. Politik iltica sosyal ilişkiye dönüştü.
Kossuth Kütahya’da Türkçe öğrendi, gramer notları tuttu, bahçeyle uğraştı. Mektuplarında Kütahya’nın havasını ve insanlarını anlattı. Bu ayrıntılar yalnız kişisel hatıra olarak kalmadı. Uluslararası ilişkilerde “yumuşak bağ” diye adlandırılan etki burada oluştu. Hükümetler değişti, çıkarlar değişti ama birlikte yaşanmış gündelik deneyim hafızaya yerleşti.
Kossuth’un Kütahya’da anayasa taslağı üzerinde çalışması bu bağın sembolik gücünü artırdı. Macar siyasal geleceği bir Anadolu şehrinde kurgulandı. Aynı dönemde bazı sürgünler Osmanlı’da kalmayı seçti. Józef Bem, Murad Paşa adını aldı, Richard Guyon, Hurşid Paşa olarak Osmanlı ordusunda görev yaptı. 1853’te Kırım Savaşı başladığında bu kadrolar Rusya’ya karşı savaştı. Osmanlı, sığınmacıları yalnız korumadı; onları siyasal ve askerî kapasitenin parçası hâline getirdi.
Orbán’ın Cümlesi: Reelpolitik mi, Hafıza mı, İkisi Birden mi?
Bugün Viktor Orbán’ın Türkiye ile kurduğu ilişki çoğu zaman güncel çıkarlar üzerinden okunuyor. Bu okuma pratik bir açıklama sağlıyor ama bağlamı daraltıyor. Orbán, Macar ulusal tarihindeki sembolleri özellikle kullanıyor. Kossuth bu sembollerin merkezinde duruyor.
Bir bakış açısı bu söylemi kimlik siyaseti olarak okuyor. “Turan” ve “Türk akrabalığı” vurgusu, Orbán’ın iç politikada alternatif aidiyetler kurmasına yardımcı oluyor. Avrupa Birliği ile gerilim yaşandığında bu söylem dış politikada manevra alanı açıyor.
Başka bir bakış açısı ise daha derine iniyor. 19. yüzyılda Macar entelektüel dünyasında “Biz kimiz?” sorusu soruluyor, Doğu kökeni tartışmaları yapılıyor, Türkoloji çalışmaları yürütülüyor. Turan fikri bu zeminde ortaya çıkıyor. Kossuth’un Osmanlı’ya sığınması ve Kütahya’da yaşananlar, bu teorik arayışı duygusal bir hafızaya dönüştürüyor.
Muhtemelen gerçek tablo bu iki okumanın birleşiminden oluşuyor. Orbán hem çıkar hesabı yapıyor hem de toplumda karşılığı olan tarihsel sembolleri kullanıyor. Kütahya’daki Kossuth Evi’nin müze olarak yaşaması, Macar heyetlerinin düzenli ziyaretleri ve restorasyon destekleri bu hafızanın canlı kaldığını gösteriyor.
Bugün Türkiye–Macaristan ilişkileri NATO oylamalarında, AB tartışmalarında ve ekonomik iş birliklerinde kendini gösteriyor. Ama bu yakınlığın arkasında 1849’da Osmanlı sınırında alınan bir karar duruyor.
Şimdi şu soruyu sormak gerekiyor: Bugünün dünyasında bir devlet, iki büyük gücün baskısına rağmen “Bana sığınanı vermem” diyebilir mi? Uluslararası hukuk, mülteci rejimleri ve kamuoyu baskısı var. Ama aynı zamanda tarih var, hafıza var ve uzun vadeli sonuçlar var.
Orbán’ın Türkiye ziyareti yalnız bugünün pazarlıklarıyla açıklanınca resim eksik kalıyor. Orsova sınırında başlayan yolculuk, Kütahya’daki konak, Amerika’daki teşekkür konuşmaları ve Budapeşte’deki meydan adı bugünün diplomasisine arka plan oluşturuyor. Diplomasi bazen imzayla ilerliyor, bazen protokolle; ama çoğu zaman toplumların birbirine anlattığı hikâyelerle yaşıyor.
Bu yüzden Türkiye–Macaristan ilişkilerini anlatırken iki şeyi birlikte düşünmek gerekiyor: Güncel çıkarları soğukkanlı biçimde görmek ve tarihin bıraktığı hafızayı görmezden gelmemek. Orbán Ankara’ya yalnız bugünün başbakanı olarak gelmedi; Macar ulusal anlatısında Osmanlı’nın açtığı kapının bugüne taşınmış izleriyle de geldi, geliyor. Ve belki de asıl mesele tam burada duruyor: Tarihte alınan bazı insani kararlar, yüzyıllar sonra bile siyaset üretmeye devam ediyor.
ESKİŞEHİR
23 Şubat 2026ESKİŞEHİR
23 Şubat 2026ESKİŞEHİR
23 Şubat 2026ESKİŞEHİR
23 Şubat 2026ESKİŞEHİR
23 Şubat 2026ESKİŞEHİR
23 Şubat 2026ESKİŞEHİR
23 Şubat 2026
1
Trump’tan seçim sonrası ilk mülakat
2
Avusturya başbakanı Sebastian Kurz ile ilgili bilinmeyenler
3
Joe Biden 6 aylık hedeflerini açıkladı. Senato buz gibi…
4
Putin’den Ermenistan’ı yıkan açıklama: Karabağ Azerbaycan’ın ayrılmaz bir parçasıdır!
5
Kıvanç Tatlıtuğ’dan evliliğine dair çok çarpıcı röportaj.