Azerbaycan Türklerini Bölen Sistem

Bir nehir bazen sadece coğrafyayı ayırmaz; hafızayı, dili, aidiyeti ve geleceği de ikiye böler. Azerbaycan Türkleri ile İran’da yaşayan Azerbaycan Türklerinin hikâyesi, tam da böyle bir tarihsel kırılmanın ürünü. Aynı kökten gelen, aynı dili konuşan, büyük ölçüde aynı mezhebi paylaşan iki topluluk, iki yüz yıl içinde birbirinden hem çok uzaklaştı hem de birbirine görünmez bağlarla bağlı kalmayı sürdürdü.

Bugün meseleye sadece “aynı millet” ya da “iki ayrı halk” gibi basit kalıplarla bakmak, bu karmaşık tabloyu anlamayı imkânsız hale getiriyor. Çünkü ortada ne tam bir kopuş var ne de tam bir bütünlük. Asıl mesele, ortak tarihin farklı siyasal rejimlerde nasıl farklı kimliklere dönüştüğü.

Bu hikâyenin kökleri Safevilere kadar uzanıyor. Safevi Devleti’ni kuran Şah İsmail’in Türk oluşu, sarayda Azerbaycan Türkçesinin konuşulması ve İran’ın Şiileşme sürecinin Türk hanedanları eliyle gerçekleşmesi, bugün hâlâ yeterince kavranmayan bir gerçek. İran’ın modern kimliğinin inşasında Türk unsurunun tarihsel ağırlığı son derece büyük. Bu gerçek, İran’daki Türk varlığını sıradan bir “azınlık” meselesi olmaktan çıkarıyor.

Ancak asıl büyük kırılma 1828 Türkmençay Antlaşması’yla yaşandı. Aras Nehri sınır kabul edildi; Azerbaycan coğrafyası kuzey ve güney olarak ikiye ayrıldı. Kuzey Rus hâkimiyetine girdi, güney İran bünyesinde kaldı. Siyasi sınır, zamanla zihinsel ve kültürel sınır da yarattı. Aynı halk, farklı devletlerin ideolojik kalıpları içinde farklı kimlikler geliştirmeye başladı.

Kuzey Azerbaycan, Rus ve ardından Sovyet etkisiyle laikleşti. Modern ulus-devlet mantığı içinde, etnik Türklük ve dil merkezli bir ulusal kimlik geliştirdi. Sovyet sistemi dini kamusal alandan çekti; seküler bir toplumsal yapı kurdu. Azerbaycan Cumhuriyeti bugün de büyük ölçüde bu tarihsel mirasın üzerinde yükseliyor.

Güney Azerbaycan ise İran devlet yapısının içinde kaldı. Burada Türklük, Şiilik ve İranlılık iç içe geçti. İran Azerbaycan Türkleri, yüzyıllar boyunca devlet bürokrasisinde, orduda, ticarette etkili oldu. Yani sistemin dışına itilmiş bir kitle değil, çoğu zaman sistemin kurucu ortaklarından biri oldular. Bu durum, onların kimliğini daha karmaşık hale getirdi.

Bu nedenle İran Azerbaycan Türklerinin büyük bölümü tarih boyunca ayrılıkçı bir çizgiye yönelmedi. Asıl talepleri bağımsızlık değil; anadilde eğitim, kültürel haklar ve yerel özerklik oldu. Bu önemli bir ayrım. Çünkü dışarıdan bakıldığında “aynı halk neden birleşmiyor?” sorusu sıkça soruluyor. Oysa sahadaki gerçeklik çok daha katmanlı: İran’daki Türkler için aidiyet yalnızca etnik değil; aynı zamanda dini, siyasal ve tarihsel bir zemine dayanıyor.

Fakat bu tablo, İran devletinin baskı politikalarını ortadan kaldırmış değil. Anadilde eğitim yasağı, kültürel görünürlüğün sınırlandırılması, bölgesel parçalama politikaları ve siyasal baskılar, Güney Azerbaycan meselesinin en önemli başlıkları arasında. Özellikle 2006’daki karikatür krizi, bu birikmiş öfkenin nasıl kitlesel bir patlamaya dönüştüğünü gösterdi. Azerbaycan Türklerini aşağılayan bir karikatür, on binlerce insanı sokağa döktü; protestolar sert biçimde bastırıldı. Bu olay, İran’daki etnik gerilimin ne kadar derin olduğunu açık biçimde ortaya koydu.

Buna rağmen iki tarafı, yani Azerbaycan Türkleri ve İran Azerbaycan Türklerini birbirine bağlayan güçlü damarlar hâlâ var: ortak dil, ortak tarihsel hafıza, ortak edebi miras, Safevi geçmişi ve Türkmençay’ın yarattığı ortak yara duygusu. Fuzuli’den Hatayi’ye, Settar Han’dan Pişeveri’ye uzanan tarihsel hafıza, iki tarafta da yaşamaya devam ediyor.

Ama bugünün dünyasında yalnızca ortak geçmiş, ortak gelecek kurmaya yetmiyor. Jeopolitik tercihler, devlet refleksleri ve kimlik öncelikleri bu tabloyu belirliyor. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin İsrail ve Batı ile kurduğu ilişkiler, İran açısından ciddi güvenlik kaygısı yaratıyor. Karabağ meselesinde İran’ın Ermenistan’a yakın durduğu algısı ise Bakü’de derin bir güvensizlik oluşturdu. Böylece tarihsel bağlar, güncel çıkarların gölgesinde daha da gerildi.

Sonuçta Aras’ın iki yakasında yaşayan Türkler için hikâye ne tam bir kardeşlik anlatısı ne de tam bir yabancılaşma hikâyesi. Daha doğru ifade şu: aynı kökten çıkmış, farklı tarihlerin içinde yoğrulmuş iki ayrı siyasal tecrübe söz konusu.

İki yüz yıl önce çizilen sınır, sadece toprağı değil, insanların dünyayı anlama biçimini de değiştirdi. Ama yine de dilin, tarihin ve hafızanın bıraktığı iz tamamen silinmedi. Farklı yönelimleri olsa da Azerbaycan Türkleri’ni birbirlerine bağlayan bağlar hala çok güçlü. 

https://youtu.be/kg4Tyihwm6g?si=08Ab6EmgD0IKPUHF
Benzer Videolar